27. Ulusal Özel Eğitim Kongresi

 

Uluslararası Katılımlı 27. Ulusal Özel Eğitim Kongresi’nin Değerli Katılımcıları,

Özel Eğitimin Türkiye’de gelişmesinde öncü isimlerden olan Doç. Dr. Mitat Enç anısına “Özel Eğitim Günleri” adıyla başlayan, sonrasında kongreye dönüştürülen Ulusal Özel Eğitim Kongresi bu yıl 8-10 Kasım 2017 tarihleri arasında uluslararası katılımlı olarak Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nin ev sahipliğinde Samsun’da düzenlenecektir. Ondokuz Mayıs Üniversitesi ve Özel Eğitimciler Derneği’nin (ÖZDER) iş birliğiyle gerçekleştirilecek olan kongremizin oturumları, Samsun Anemon Hotel’in kongre salonlarında ve fuaye alanında yapılacaktır.

Bu yıl 27.’sini düzenleyeceğimiz kongremizin teması “Özel Eğitimde Bilimsel Dayanaklı Uygulamalar” olarak belirlenmiştir. Sizleri bilimsel dayanaklı uygulamalar ışığında, özel eğitimde olan ilerlemeleri ve yenilikleri paylaşmak üzere Ondokuz Mayıs Üniversitesi’ne ve Samsun’a davet ediyoruz.

Kongremizde tüm özel eğitim kategorilerinde sunumlara yer verilecektir. Özel eğitimin disiplinler arası bir alan olması, katılımcı kitlemizi de zenginleştirmektedir. Bu bağlamda, kongremize özel eğitim alanından akademisyenlerin, genç araştırmacıların, öğretmenlerin, öğrencilerin, özel eğitim alanıyla ilişkili destek hizmetleri sunan meslek gruplarının ve özellikle ailelerin katılımı beklenmektir. Bunun yanı sıra, kongremize ülkemizde özel gereksinimleri olan bireylerin bağımsız yaşamalarına katkıda bulunan tüm kamu ve özel kuruluşlar ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve yayınevlerinin katılımı da beklenmektedir.

Davetimiz, özel gereksinimleri olan bireyler ve ailelerine daha nitelikli eğitim hizmeti sunmak isteyen, bilimsel çalışmaları ve bilimsel uygulamaları kendine ilke edinmiş tüm kişi ve kurumlaradır. Sizleri, üniversitemizde ve Amazonların başkenti olan Samsun’da ağırlamaktan mutluluk duyacağız. Tüm katılımcıların kendilerine önemli kazanımlar elde edeceği ve bilimsel paylaşımın en üst seviyede görüldüğü bir kongre olması dileğiyle…

 

Ondokuz Mayıs Üniversitesi adına,
Kongre Başkanı
Doç. Dr. Salih Rakap

 

Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Share

Otizm ve Bağlanma Bozuklukları: Semptomların Çakışması, Öneriler ve Yenilikçi Çözümler

Özet:

Otizm spektrum bozukluğu genetik birleşeni olan bir gelişimsel bozukluk olarak bilinmektedir. Tanı kriterlerine göre otizm iki temel bileşen etrafında şekillenmektedir; sosyal iletişim ve sosyal etkileşimde eksiklikler, katı davranış paternleri. Bu semptomların yoğunluğu ve görünümleri geniş bir çeşitlilik içindedir ki bu sebeple otizm bir “spektrum durum” olarak tanımlanmaktadır. Bağlanma bozukluğu ise erken çocukluk döneminde deneyimlenen bebek-bakım veren ilişkisinin niteliğine bağlı olarak oluştuğu düşünülen; empati ile ilgili zorluklar, sıra dışı yeme alışkanlıkları, anksiyete, depresyon ve akran ilişkilerinde problemleri içinde barındıran bir durumdur. Otizmin ve bağlanma bozukluklarının sebepleri birbirinden farklılaşsa da semptomların benzerliğinden dolayı bu iki durumun bir arada görülmesine dair yeterli açıklama sunulamamaktadır. DSM-V (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) tanı kriterlerine göre Bağlanma Bozukluğu tanısının ancak eğer çocuk otizm spektrum bozukluğu tanısını karşılamıyorsa verilmesinin de etkisiyle günümüzde klinisyenlerin otizm ve bağlanma bozukluğu durumlarını ayrıştırmakta zorlandığını ve yanlış tanı koyma riskinin arttığını duymaktayız. Bu makalede bu iki durumun birbiriyle çakışan semptomları açığa çıkarılmakta ve bu soruna formülasyonu dayanak alan yeni çözüm önerileri sunulmaktadır.

Bağlanma zorlukları yaşayan otizmli çocukların yaygınlığına dair yapılan araştırmalar bağlanma teorisi hakkında detaylı bilgi sahibi olmak konusunda sıklıkla yetersiz kalmaktadır. Buna bağlı olarak çalışmalarda kullanılan ölçme ve analiz yöntemleri ve bu yöntemlerde yapılan değişiklikler de soru işaretleri içermektedir. Dolayısıyla bu gibi çalışmalar kafa karıştırıcı ve tutarsız sonuçlar göstermektedir. Fakat neticede otizmli çocuklar ve ailelerinin güvensiz bağlanma paterni geliştirme noktasında yüksek risk grubu içinde olduğu bilinmektedir. Semptomların ortaya çıkmasına katkı sağlayan ilişkisel ve gelişimsel faktörleri içerdiği için formülasyona dayalı, ailenin ve çocuğun hikayesini barındıran, klinik değerlendirmelerin benzeri vakalarda yardımcı bir rol üstlenebileceği düşünülmektedir. Bu makalede yer verildiği üzere; araştırmalara göre aileler otizmli çocuklarıyla güvenli ilişkiler kurdukça sonuçlar da olumlu olmaktadır. Dolayısıyla; ailelerin çocuklarıyla ikili senkron kurmalarını, onlardan gelen mesajları doğru işlemeleri ve hassasiyetlerini geliştiren müdahaleler otizm ve bağlanma zorluklarıyla yaşayan ailelere katkı sağlama eğilimindedir.

 

 

* Bu makale (orijinal ismi: Autism and attachment difficulties: Overlap of symptoms, implications and innovative solutions) Rebecca McKenzie ve Rudi Dallos tarafından yazılmış olup 22.05.2017 tarihinde Clinical Child Psychology and Psychiatry dergisinde yayınlanmıştır. Makalenin orjinaline erişmek için https://pearl.plymouth.ac.uk/handle/10026.1/9307 adresini ziyaret edebilirsiniz.

Share